Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2010 Perşembe

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Football... It's A Passion

İşte Dünya Kupası'nın yaratıcı sac tasarımları...


15 Haziran 2010 Salı

Sevişmeden Uyumayalım

Bazen internette gezerken gerçekten ilginç haberlerle karşılaşabiliyorsunuz. İşte bu da onlardan bir tanesi. Arjantin Milli Takımı Doktoru yaptığı açıklamada "Oyuncular düzenli partnerleriyle şampanya ya da başka alkollü içeceklerin yasak olması koşuluyla seks yapabilecekler."demiş. Anlaşılan Arjantin'li yöneticiler olaya çok profesyonelce yaklaşıyor ve seks yapmanın futbolcuların performansını etkilemeyeceğine ve belki de olumlu etki yapacağına inanıyor.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Moda Tutkusu~Futbol Tutkusu

Kadınlar da futbola ilgi duyabilir!
İşte Bebe'nin Dünya Kupası temalı yeni reklam kampanyası...









12 Haziran 2010 Cumartesi

Marca Dünya Kupası Takvimi


Hazır dünya kupası yeni başlamışken hemen İspanya'nın ünlü spor gazetesi Marca'nın Dünya Kupası için hazırladığı çok kullanışlı takvimi post edelim. Tarihe, stadyumlara, gruplara yada takımlara göre arama yapabiliyorsunuz. Umarım hoşunuza gider. Buyrun buda linki.

http://www.marca.com/deporte/futbol/mundial/sudafrica-2010/calendario-english.html

3 Haziran 2010 Perşembe

Dahice

Hollanda Futbol Federasyonu - 2010 FIFA Dünya Kupası tişörtü

28 Mayıs 2010 Cuma

Holy Crusades!

Euro 2016 ev sahibi seçimlerinden 3.kez hüsranla döndük. Beklenilen oldu ve UEFA başkanı Michel Platini'nin ülkesi Fransa kazandı. UEFA asbaşkanı Şenes Erzik bu sefer ses çıkartma vaktinin geldiğini, bu kararın Platini'nin tarafsızlığı açısından pek iyi olmadığını ve üstü kapalı olarak bir takım oyunlar oynandığını belirtti. Her ne kadar Platini'nin oyunları kararda etkili olmuş olsa da 7 oya karşılık 6 oyla kaybeden Türkiye'nin stadlarının yerlerinin henüz tarla olması ve bunun karşılığında Fransa'nın stadlarının hazır, görülebilir halde olmasının da Fransa'nın zaferinde büyük rol oynadığı söylenebilir.

27 Mayıs 2010 Perşembe

¨Gençlerin Kanı Kaynıyor¨ mu desek bilemedik...

Amerikalı genç dağcı Jordan Romero henüz 13 yaşında Everest Dağı'na tırmanarak daha önce bu dağa 16 yaşında iken tırmanan Nepal'li Temba Tsheri'nin rekorunu kırmış. Genç dağcı Afrika'daki Kilimanjaro Dağı'na da 10 yaşındayken tırmanmış. Bu sene bu dağa 3 dağcının bu dağa tırmanırken öldüğü düşünülürse oldukça etkileyici bir rekor. Ama bu kadar tehlikeli bir yolculuğa bu yaşta bir çocuğun çıkmasına nasıl izin verildiğini düşünmeden edemiyoruz tabi ki.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

“Jokey Olmak İçin Önce At Olmak mı Gerekir?”


Dünya futbolunun çılgın adamı Jose Mourinho Real Madrid'te... Bakalım Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Barcelona'ya karşı Nou Camp'ta yaptığı bu şovu La Liga'da da yapabilecek mi?

23 Mayıs 2010 Pazar

Masamız Yenilendi

90’larda son derece popüler olan oyun langırt, bu sene sıkı bir dönüş yapmaya hazırlanıyor! Amerika’nın Friends furyası zamanında Joey ve Chandler langırt çılgınlığını başlatmıştı. Bu yeni ürün sayesinde langırtı özleyenler, arkadaşlarıyla kapışmak isteyenler, tasarıma önem verenler sevinecek. “11”, GRO design tarafından tasarlanıp TIM tarafından geliştirilen yeni bir langırt masası. Bu ayın sonunda ilk kez Milano Tasarım Haftası’nda sergilenecek. Tasarımın arkasındaki düşünce, son yıllarda inşaa edilen futbol stadlarının mimari gelişimini ve oyuna olan tutkuyu yansıtmak. Stadyumlar artık göz alıcı olmaya başladıysa, langırt niye geri kalsın? Uzun bir tasarım yolculuğundan sonra, 22 oyuncu gümüş krom şekline hayat buldu. Işık efektleri de oyuna ayrı bir heyecan katıyor. Kredi kartlarını ceplerinden çıkaranlar için üzücü haberim ise şimdilik tek bir prototip mevcut. Ama futbol sevdalıları, lüks oyuncak meraklıları için çok yakında yüzlerce üretimine başlanırsa hiç şaşırmam!

21 Mayıs 2010 Cuma

2022 Dünya Kupası





Daha 2010 Dünya Kupası başlamadan 2022 Dünya Kupası için ülkeler birbirleriyle yarışmaya başladılar bile. Katar'da bu ülkeler arasında en çok gaza gelenler arasında olsa gerek ki stadların dizaynlarını insanların beğenisine sunmuşlar. Dizaynlar biraz uçuk olsada oldukça şık duruyorlar. En güzel ve entresan özelliği de bu stadlar açık havada olmasına rağmen hepsinde soğutma sistemi olacağı açıklandı. E tabi futbolcular Katar'da o sıcakta telef olurlar. Mantıklı bir hamle olmuş. Birde stadların elektriğini güneş ışığından sağlanırsa oyların çoğunu kaparlar gibime geliyor. 2022 Dünya Kupasına ev sahipliği yapacak ülke bu yılın sonunda Aralık ayında belli olacak. Keşke Türkiye seçilse de şu Dünya Kupası keyfini bizde doya doya çıkarsak ama hiç öyle bir aksiyona girişecekmiş gibi durmuyor bizimkiler.

Write The Future


Müthiş bir reklam filmi..

18 Mayıs 2010 Salı

Olay Adam Hakan Bingül Suskunluğunu Bozdu

"92. dakikada ilk önce Telekom tribününde ayaklanma oldu. Bursaspor-Beşiktaş maçının 2-2 olduğu söylendi. Ben 4. hakemin olduğu yerin arkasındaydım. Bizim 1907 tribününde de uğultu başladı. Herkes maçın 2-2 olduğunu söylüyordu. Ben de o anda TFF görevlisine doğru yöneldim. 'Bursa maçı 2-2 olmuş' dedim, o da bana 'Ben de öyle haber aldım' dedi. Emin olmak istedim, tekrar sorduğumda '2-2 olmuş evet' dedi. Ondan dolayı ben de öyle bir anons yaptım. Anonsu yönetimin yaptırdığı ve Aziz Yıldırım’ın beni dövdüğü yolunda çıkan haberler kesinlikle yalan. Aziz Yıldırım bugüne kadar bana kötü bir söz dahi söylememiştir"

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Festival Zamanı!

Her sene olduğu gibi Mayıs ayının sonlarına doğru üniveristeler yine ardı ardına, hatta aynı anda festivalleri patlatmaya başladı. Hatta Bilgi Üniversitesi'nin Emre Aydın ve Sertab Erener'i çıkardığı MayFest'ini geride bıraktık bile. Önümüzdeki haftasonu İstanbul'daki 3 tanınmış üniversitenin festivalleri var.

21 Mayıs Cuma günü Boğaziçi Ünivesitesi'nin her sene düzenlenen, yurtdışından onlarca okulun katılıp çeşitli branşlarda mücadele verdiği Sports Fest kapsamında Kenan Doğulu ve Bora Uzer sahne alacak.
Hemen ertesi gün Sabancı Üniversitesi'nin SUŞenlik adını verdikleri organizasyonlarında Mor ve Ötesi, Pamela ve Levent Yüksel sahne alacak.

Ve yine aynı gün Koç Üniversitesi'nin Türkiye çapında birçok ilde düzenlediği KoçFest adlı spor organizasyonu kapsamında Koç Üniversitesi'nde Ajda Pekkan, MFÖ, Duman ve Nil Karaibrahimgil sahne alacak.

Evet seçim yapmak oldukça zor. Karar size kalmış. İyi eğlenceler...

"Scoring at Half Time"



"I spent a lot of money on booze, birds and fast cars. The rest I just squandered."

"In 1969 I gave up women and alcohol - it was the worst 20 minutes of my life."

"I used to go missing a lot... Miss Canada, Miss United Kingdom, Miss World."

1960 ve 70'lerde neredeyse herkesin hayranı olduğu George Best'in bu sözlerine rastladım geçen gün. Bir futbolcunun öldükten sonra hatırlanan sözleri bunlar olunca, onun nasıl bu şekilde efsane olduğunu sorguluyor insan haliyle... Kendisi ölümünden önce bu durumdan nefret etse de, kadınların gözdesi olmasıyla, Manchester United'ın hatırlanacak 7 numaralarından biri olmasıyla ve magazinsel hayatıyla günümüz futbolundan Beckham'ı andırmaması elde değil. Bu durumdan hoşlanmayışının en büyük kanıtı ise kendisine Beckham'ı soran bir muhabire: "He cannot kick with his left foot, he cannot head a ball, he cannot tackle and he doesn't score many goals. Apart from that he's all right." cevabı. Alkol, kadınlar ve hızlı arabalarla dolu yaşamın aramızdan ayrılışından beri 5 yıl geçmiş. Adına şarkılar yazılan efsaneyi anmamak olmazdı... "Scoring at Halftime" ise kaleme aldığı otobiyografi kitabının adı. Devre arasında nasıl gol atılabileceğini açıklamaya lüzum yok herhalde...

"George Best was to football, what Muhammad Ali was to boxing, what Mike Hailwood or Giacomo Agustini were to motor cycle racing, what Jack Nicklaus was to golf or The Beatles were to music! In the 1960's and 1970's there was no-one better, nor has there been since." Ian Corry

Trajikomik Rezillik


70'li yılların arşivlerinden çıkan bu gazete küpürü herkese bir yerlerden(!) tanıdık gelmiştir herhalde... İşte 70'li yılların iletişim kaybından dolayı yaşanan yanlış anlaşılmasından, 2010'da yaşanan rezalete...
Dün gece yapılan yanlış anons sadece hayal kırıklığı yaratmakla kalmadı, aynı zamanda Fenerbahçe taraftarında ki karışık duyguların öfke patlaması olarak gün yüzüne çıkmasına sebep oldu. İşte size stadta olan Fenerbahçeli bir arkadaşımdan olayın gelişimi, sonuçları ve analizi ...
"Dakika 90+1 ve maçta 4 dakika uzatma var. Fenerbahçe kendisinin 1-1 berabere kalması ve Bursasporun önde olması durumunda şampiyonluğun kaçacağını bildiği için takım olarak hücumda. Bu sırada stad hoparlörlerinden sadece "Bursa 2-2" diye bir ses duyuluyor. Tribünde şaşkınlık ve sevinçle karışık bir gürültü yükselmeye başlıyor. Yaklaşık yarım dakika sonra hoparlörden tekrar "2-2!! 2-2!!" diye bağıran anons geliyor. Meşaleler yanmaya başlıyor, Volkan Demirel ve Lugano birbirlerine koşuyorlar ve teknik ekip yedek kulübesinin en ucunda geriye çekilin komutları veren çığlıklar içinde. Maçın bitimine saniyeler kala bu sefer de "2009-2010 Turkcell Süper Lig Şampiyonu Fenerbahçe" diye bir anons geliyor ve maçın bitmesiyle şaşkın bir sevinç içinde olan Fenerbahçe taraftarı sahaya inmeye başlıyor. Lugano omuzlarda, stadın konfetileri havalarda, taraftarlar sahanın çimlerinde koşuştururken son anons geliyor:"Yanlış bilgi! Yanlış bilgi! Bursaspor şampiyon! Lütfen sahadan çıkın!" Fenerbahçe taraftarı daha önce bu kadar karmaşık duyguları bu kadar kısa zamanda bir arada hissetmemiştir herhalde... Ben maçı izlerken Bursaspor maçını da sürekli telefondan takip ettiğim için ilk önce inanmadım anonsa ama bu kadar ısrarla tekrarlanması, Fenerbahçe teknik ekibinin bile coşku içinde olması, beni internetimde bir sorun olduğu ve gerçekten Fenerbahçe'nin şampiyon olduğu gerçeğine inandırdı. 5 dakikalık bir şampiyonluk kutlaması izledikten hemen sonra ise sinirleri tepesine çıkan taraftarın stadı yakmasını, kimisinin bayılmasını, kimisinin kavga etmesini izlemek kaldı. Bu rezillik olmasaydı benim düşüncem şudur ki, Fenerbahçe taraftarı takımının şanssız olduğu,"olmayınca olmayan" bu maçta futbolcularını alkışlayacak, şampiyonun da ezeli rakiplerinden birisi değil bir Anadolu takımı olmasından dolayı, taşkınlıkları bırakın 2006'daki kaçan şampiyonluğun yarısı kadar bile üzülmeyecekti. Belki de Bursaspor bile alkışlanırdı, kim bilir...
Benim bu olaydan sonra sormak istediğim birkaç şey var:
1- Bu anonsun yapılmasında bir amaç var mıydı, yoksa tamamen anons yapan kişi nasıl aldığını anlamadığım bir yanlış haberden dolayı mı böyle bir şey söyledi?
2- Haydi ben internet gitti sandım, bir Fenerbahçe taraftarı şöyle sandı, diğeri böyle sandı... Koskoca Fenerbahçe'nin, o övündüğü "en modern stadında" teknik ekibinden bir kişi bile Bursaspor maçını takip etmiyor muydu?
3- İnsanların tabiri caizse delirdikleri o anda sahadaki futbolculardan birine ya birşey olsaydı, futbolcuları bırakın oradaki herhangi birine birşey olsaydı bunun hesabını kim verecekti?
4- Tabii ki böyle bir olaydan sonra ezeli rakipler alay konusu yaparlar, haklıdırlarda. Fenerbahçe'liler de olsa aynı şeyi yaparlardı. Fakat, tarafsız olarak bakıldığında Fenerbahçe Taraftarı alay konusu olmayı hakedecek ne yaptı?

Benim kanaatimce, bu konuda sorumlu kesinlikle Fenerbahçe yönetimidir ve yönetim Fenerbahçe taraftarına ne şekilde olursa olsun hesap vermelidir. Fenerbahçe taraftarının yaptığı taşkınlıklar her ne kadar yanlış olsa da, bu kadar tepki kaçan şampiyonluktan çok alay konusu olmayadır."

16 Mayıs 2010 Pazar

Anadolu Devrimi!


Olmaz denilen oldu ve Anadolu'dan yıllar sonra bir şampiyon daha çıktı. Bursaspor'u kutluyorum ve başarılarının devamını diliyorum. Bunu sadece 9 milyon Euro'luk bütçeyle yaptıkları için de ayrıca helal olsun diyorum. Demek ki neymiş herkesten fazla isteyince, çirkeflik yapmadan sadece futbola odaklanınca, hakeme ve federasyona laf etmeden yapılan hatalardan ders çıkarmayı bilince, taraftarın gözünü boyamak için saçma sapan transferler yapmayınca bu işler oluyormuş. Gerçekten Türk futbolu adına devrim niteliğinde bir şampiyonluk bu. Bazı kesimlerin suratına tokat gibi çarpacak olan bir şampiyonluk. 3 büyük takımın futboldan anladıklarını sanan yöneticileri her kötü sonuçta suçu hakeme atarsa, taraftara şirin gözükmek için elalemin suratına bakmadığı futbolculara dünyanın parasını verirse, kendi oyuncusunu küstürüp taraftarın önüne atarsa bu sonuç kaçınılmazdı zaten. Bence Türk futbolu için bundan daha hayırlı bir sonuç olamazdı. Ha insanlar düşünebilir Bursaspor Şampiyonlar Ligi'nde ne yapacak diye.(sanki yıllardır Avrupa'da Türk takımları çok başarılı olmuş gibi). Bundan sonra 3 büyük takım artık çok daha dikkatli olacak, nokta transfer yapmaya çalışacak ve har vurup harman savurmayacaktır. Artık Tabata'lara, Mehmet Topuz'lara, Elano'lara milyon dolarlar verilmeyecektir. Artık her sene hocalar gidip gelmeyecek, sabır gösterilip, önce sistem denecektir. Artık yönetimler sırf istediklerini daha kolay yapabilmek ve taraftarları etkilemek için bütün maç boyu arabesk şarkılarla takımını uyutup baltalayan, karaborsayla yolunu bulan, para alamadığı zaman her türlü taşkınlığı yapan taraftarlara prim vermek yerine okumuş, takımını desteklemeyi bilen ve ne olursa olsun takımının arkasında durmayı başarabilen taraftarları destekleyeceklerdir. Ya da her sene hüsran yaşayıp milyon dolarları çöpe atacaklardır. Bursaspor'u sırf şampiyon olduğu için değil, herşeyin en iyisini biz bileriz diyen yöneticileri g.t ettikleri içinde gönülden tebrik ediyorum. Allah yolunuzu açık etsin, sonuna kadar hak ettiniz. Helal olsun...


15 Mayıs 2010 Cumartesi

Ne diyeceğimizi şaşırdık?


İşte liglerin bitmesiyle oluşacak polemik boşluğunu doldurmak amaçlı bir tartışma. Basketbol, futbol , voleybol gibi spor dallarını, erkekler domine etse de günümüzde bu durum değişmektedir. Özellikle voleybol ve basketbol da karşı cinsiyetin etkisi hissedilmeye başladı. Karşı cinsiyet gibi garip bir tabir kullanmamın sebebi ise polemiğin bu konuyla ilgili olması. Kendilerine "kadın" denmesini isteyen kadınlar, bunun sebebi olarak bayan kelimesinin kaba olduğunu iddia ediyorlar. Zaten Türkçemizde "erkek" sözcüğünün karşılığı kadındır. Ancak bu sözcük, "sus be kadın" kalıbının etkisinden olsa gerek, kaba bir hal aldı. Bu yüzden daha nazik olan Aroma Bayanlar Voleybol Ligi ismi seçilmiş. Ancak pek nazikliğe ihtiyaç yok galiba. İşte "Kadın"ın gücü:

14 Mayıs 2010 Cuma

Şampiyonluk Yarınlara Kaldı...

Bu sezon da şampiyonluk yüzüğünü takamayan LeBron James, gelecek yıl büyük ihtimal New York Knicks forması giyecek. Sezon ortasında artık 6 numara giyeceğini açıklayan LeBron hem daha çok para kazanacak hem de daha güçlü bir şehrin takımına gidecek. Bazı insanların dediği gibi Kral'dan İmparator'a dönüşmeye çalışacak. Ancak şampiyonlukla taçlandırılmayan krallık nereye kadar o da bir merak konusu... Bu yaz NBA de transfer piyasasını takip etmek çok zevkli olacak gibi. Birçok süper star takım değiştirecek, dengeler çok farklı şekillenecek gibi gözüküyor.

Avrupalı'nın Gözünde Sabri Sarıoğlu

Son günlerde gazetelerde ve spor sitelerinde sıkça Sabri Sarıoğlu'yla ilgili transfer haberlerine rastlıyoruz. İddialara göre kendisiyle Almanya'dan Hamburg ve Hoffenheim takımları ilgilenmekteymiş. Daha önce de birçok Galatasaraylı'nın hayretle karşıladığı bir Fiorentina, hatta AC Milan (nasıl bir hayal gücüyse) söylentisi de kulislerde konuşulmaktaydı. Bu tür haberler beni hem şaşırttı hem de bu guzide(!) futbolcumuz hakkında düşünmeye sevk etti. Görünen o ki Avrupalı'nın aklına Sabri denince, Bordeaux maçının son dakikasında turu getiren füzesi(!); Euro 2008'de Philipp Lahm'ın 'sağından atıp solundan geçişi'; uzun ve tehlikeli (!) taçları ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi (sanırım katılabileceğim tek konu bu) geliyor. Fakat nedense benim ve eminim birçok futbol izleyicisinin aklına %80 ortalamayla kuşları kovalayan, ayağından çıkan şut ve orta benzeri toplar; genelde bir maç sırasında kaybettiği kademesini ertesi hafta ancak bulabilmesi; rakip yarı alandan kendi kalecisine geri pas vermeye çalışırken topu kornere atışı; attığı çok gerekli(!) vücut çalımları ve bilumum fantastik hareketleri geliyor. Acaba biz başka Sabri, Avrupalılar başka Sabri mi izliyor diye düşünmeden edemiyor insan. Gerçi altyapıdan geldiği için kulübe herhangi bir maliyeti olmayan bir oyuncuyu yurt dışına bir sakız parasına bile satmak kârdır, fakat sonra onu örneğin bir Milan forması içinde gördüğümde bu durumu olgunlukla karşılayabileceğimi sanmıyorum.

Sözün özü, sekiz yıldır A takımda yer alan fakat bir karınca boyu yol katedemeyen bu kardeşimizin yurt dışına transfer olmasını hepimiz isteriz. Benim İngiltere, İtalya, Almanya gibi liglerden pek ümidim yok, fakat belki bir Rus takımı doyurucu bir teklifle Sabrimizi bizden alabilir. Alın, lütfen, buna dayanabiliriz!