


HER ŞEY VE HİÇBİR ŞEY HAKKINDA BİR BLOG


Euro 2016 ev sahibi seçimlerinden 3.kez hüsranla döndük. Beklenilen oldu ve UEFA başkanı Michel Platini'nin ülkesi Fransa kazandı. UEFA asbaşkanı Şenes Erzik bu sefer ses çıkartma vaktinin geldiğini, bu kararın Platini'nin tarafsızlığı açısından pek iyi olmadığını ve üstü kapalı olarak bir takım oyunlar oynandığını belirtti. Her ne kadar Platini'nin oyunları kararda etkili olmuş olsa da 7 oya karşılık 6 oyla kaybeden Türkiye'nin stadlarının yerlerinin henüz tarla olması ve bunun karşılığında Fransa'nın stadlarının hazır, görülebilir halde olmasının da Fransa'nın zaferinde büyük rol oynadığı söylenebilir.
Amerikalı genç dağcı Jordan Romero henüz 13 yaşında Everest Dağı'na tırmanarak daha önce bu dağa 16 yaşında iken tırmanan Nepal'li Temba Tsheri'nin rekorunu kırmış. Genç dağcı Afrika'daki Kilimanjaro Dağı'na da 10 yaşındayken tırmanmış. Bu sene bu dağa 3 dağcının bu dağa tırmanırken öldüğü düşünülürse oldukça etkileyici bir rekor. Ama bu kadar tehlikeli bir yolculuğa bu yaşta bir çocuğun çıkmasına nasıl izin verildiğini düşünmeden edemiyoruz tabi ki.
90’larda son derece popüler olan oyun langırt, bu sene sıkı bir dönüş yapmaya hazırlanıyor! Amerika’nın Friends furyası zamanında Joey ve Chandler langırt çılgınlığını başlatmıştı. Bu yeni ürün sayesinde langırtı özleyenler, arkadaşlarıyla kapışmak isteyenler, tasarıma önem verenler sevinecek. “11”, GRO design tarafından tasarlanıp TIM tarafından geliştirilen yeni bir langırt masası. Bu ayın sonunda ilk kez Milano Tasarım Haftası’nda sergilenecek. Tasarımın arkasındaki düşünce, son yıllarda inşaa edilen futbol stadlarının mimari gelişimini ve oyuna olan tutkuyu yansıtmak. Stadyumlar artık göz alıcı olmaya başladıysa, langırt niye geri kalsın? Uzun bir tasarım yolculuğundan sonra, 22 oyuncu gümüş krom şekline hayat buldu. Işık efektleri de oyuna ayrı bir heyecan katıyor. Kredi kartlarını ceplerinden çıkaranlar için üzücü haberim ise şimdilik tek bir prototip mevcut. Ama futbol sevdalıları, lüks oyuncak meraklıları için çok yakında yüzlerce üretimine başlanırsa hiç şaşırmam!





"92. dakikada ilk önce Telekom tribününde ayaklanma oldu. Bursaspor-Beşiktaş maçının 2-2 olduğu söylendi. Ben 4. hakemin olduğu yerin arkasındaydım. Bizim 1907 tribününde de uğultu başladı. Herkes maçın 2-2 olduğunu söylüyordu. Ben de o anda TFF görevlisine doğru yöneldim. 'Bursa maçı 2-2 olmuş' dedim, o da bana 'Ben de öyle haber aldım' dedi. Emin olmak istedim, tekrar sorduğumda '2-2 olmuş evet' dedi. Ondan dolayı ben de öyle bir anons yaptım. Anonsu yönetimin yaptırdığı ve Aziz Yıldırım’ın beni dövdüğü yolunda çıkan haberler kesinlikle yalan. Aziz Yıldırım bugüne kadar bana kötü bir söz dahi söylememiştir"






Son günlerde gazetelerde ve spor sitelerinde sıkça Sabri Sarıoğlu'yla ilgili transfer haberlerine rastlıyoruz. İddialara göre kendisiyle Almanya'dan Hamburg ve Hoffenheim takımları ilgilenmekteymiş. Daha önce de birçok Galatasaraylı'nın hayretle karşıladığı bir Fiorentina, hatta AC Milan (nasıl bir hayal gücüyse) söylentisi de kulislerde konuşulmaktaydı. Bu tür haberler beni hem şaşırttı hem de bu guzide(!) futbolcumuz hakkında düşünmeye sevk etti. Görünen o ki Avrupalı'nın aklına Sabri denince, Bordeaux maçının son dakikasında turu getiren füzesi(!); Euro 2008'de Philipp Lahm'ın 'sağından atıp solundan geçişi'; uzun ve tehlikeli (!) taçları ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi (sanırım katılabileceğim tek konu bu) geliyor. Fakat nedense benim ve eminim birçok futbol izleyicisinin aklına %80 ortalamayla kuşları kovalayan, ayağından çıkan şut ve orta benzeri toplar; genelde bir maç sırasında kaybettiği kademesini ertesi hafta ancak bulabilmesi; rakip yarı alandan kendi kalecisine geri pas vermeye çalışırken topu kornere atışı; attığı çok gerekli(!) vücut çalımları ve bilumum fantastik hareketleri geliyor. Acaba biz başka Sabri, Avrupalılar başka Sabri mi izliyor diye düşünmeden edemiyor insan. Gerçi altyapıdan geldiği için kulübe herhangi bir maliyeti olmayan bir oyuncuyu yurt dışına bir sakız parasına bile satmak kârdır, fakat sonra onu örneğin bir Milan forması içinde gördüğümde bu durumu olgunlukla karşılayabileceğimi sanmıyorum. Sözün özü, sekiz yıldır A takımda yer alan fakat bir karınca boyu yol katedemeyen bu kardeşimizin yurt dışına transfer olmasını hepimiz isteriz. Benim İngiltere, İtalya, Almanya gibi liglerden pek ümidim yok, fakat belki bir Rus takımı doyurucu bir teklifle Sabrimizi bizden alabilir. Alın, lütfen, buna dayanabiliriz!